4 kişi kendisini tutuyor, 14 arkadaşı var.
Her söylediğimi etikete dönüştürüp bana yol, su, elektrik olarak geri vermesen tam süper olacak akhsdasdh
"küçükköy'de var mı? kozyatağı'nda var mı? gaziosmanpaşa'da var mı? bütün istanbul'da yok herhalde bu "aha"lardan?!"
bana "aşık mısın derdin mi var" sözlerini yöneltmeden önce dinime küfreden müslüman olsa ilkesiyle aynaya bakması gereken adam.
gözlerini açtığında etraf rüyadakinden farksızdı... etraf belki hayal ettiği gibi görünüyordu gözüne; belki de bu karanlık yüzleşmek istemediklerinin perdesiydi... alnında duran boncuk boncuk terler yastığa doğru süzüldü... gözleri tavanda nefes nefese uzanıyordu ıslak yastığının üzerinde... doğrulsam kalksam bitürlü; burda uzanıp kalsam bir türlü diye geçirdi içinden... kalbinin atışları göğüs kafesini zorluyordu... yataktan ayaklarını sarkıttı, başını iki elinin arasına aldı ve eğildi... ter içindeydi fakat parmak uçları buz gibiydi... tıpkı yorgun düşen kalbi gibi...Yataktan hızla kendini çıkarttı yorgun beden.Sanki ruh bedenden daha agır geliyordu bu ağır karakter içinde...Yasananlar tüketilenlerden okadar fazlaydı ki ruhun agırlıgı beden agırlıgı yanında hafif kalıyor kendini yorgunluğa ve hissizleşmeye bırakıyordu.Kemiksi eller en yakın dostunu aradı etrafta terle dolu olan bu bedeni rahatlatacak tek dostunu ama o da gitmişti işte...Banyoya doru uzanırken boş holler bu ağır ruhu donuk ifadeleriyle karşılıyordu.Ağzı olsa konuşacak duvarlar bile kelime bulmakta kifayetsiz kalıyordu.Gözünün önünden geçen sahneler aynı şeyi tekrar tekrar yapmanın getirdiği bir postacıdan farksızdı...Yüze çarpan soğuk su bütün bu akışı keskin bir bıçak misali kesti...
Hayaller birbirini kovalarken,delikli uykular sabahlara dayanırken,karanlık yerini aydınlığa bırakıyordu gökyüzünde,bulutların arasından kendini gösteren güneş yeni birgünün habercisiydi,hepside aynıydı sanki,gelip geçen paradokslar birer metafora donüşüyor her metafor kendi içinde bir ritüele dönüşüyordu.Basit kompleks yapıdaki rüyalar artk daha anlasılmaz olmuştu.Güneş ışıgı bulutların arkasından silinice aynı fenomen geri döndü.Gene aynı yerde aynı zaman içindeki kafesteydi raguel...anahtarın nerde oldugunu bılıyordu ama sanki cıkmak istemiyordu o kafesten.Çığlıklar isyanlara,İsyanlar haykırışlara dönüştü.Kendi çığlıkları içinde bogulan bu kara göge bir çığlık attı ve uykudan uyandı....
Aranılan kapının ardında duman ve karanlık karsıladı uykusuz gözleri.Hiçbir nesne secilemeyn oda okdr karanlıktakı odada ki ısıyı emiyor yerini soguk duvarlara ve titreyen ellere bırakıyordu.Uzaklardan gelen çığlıklar atık bos ve anlamsız gelmekteydi.Ne gözler görüyor ne de kulaklar duyuyordu.Akıp giden zaman bıle durmustu sanki bu oda içinde.Agzı olsa konuscak olan duvarlar bile sessiz kaldı konusmak ısteyıpte azını acamayan bu adam karsısında,gozlerden dokulen ince yaşlar kendılerini kör bir kuyuya bırakırken raguel en yakın arkadasını atesleyerek karanlıgı bır anda dagıttı,sönen cakmakla dumanı içine ceken raguel-i karanlık birkez daha sarmaladı
üyesi olduğu bir topluluk yok